4th Dimension

Blog

Technology, engineering and science, written by our team.

Meta’s Smart Glasses: How Safe Are We?

The technological developments we had within the past few years were quite literally revolutionary. From computers that were the size of a room to smartphones that fit inside our pockets, we indeed come a long way.

As the definition of “innovation” suggests: “the practical implementation of ideas that result in the creation or improvements of goods or services,” we were never fully satisfied with what we currently owned and constantly contributed to change. As an idea that bloomed from a small corner of the internet, smartglasses have reached their final physical form with Meta’s innovation. We have come across them several times on social media, but how much do we truly know about them?

The birth of the “smart glasses” idea initially dates back to the 19th century. Following the idea, the first development of this invention happened in the 60’s. One of the pioneers in the area, Ivan E. Sutherland made immense progress through his project titled “A Head Mounted Three Dimensional Display.” With the virtual reality glasses that were presented in the 90’s, the idea reached its modern potential and smart glasses became what we are familiar with today.

Despite Meta being the most widely known example, many tech companies have attempted their own version of smart glasses in the past. In 2013, Google introduced their first prototype of Google Glasses, starting with the USA. The glasses had the basic features such as a display presented for the wearer and ability to work through voice commands. Due to concerns of privacy violation, the glasses received great backlash and Google stopped producing them shortly after their launch.

If we take a closer look, don’t we have the same concerns on current smart glasses? Progressively, these glasses take up a larger role in our daily lives and most of the time we are not even aware of them. We come across many videos filmed through these glasses, are the people of the subject aware they are being filmed? Is it within their consent? The impact they had on technological developments are insane but it is impossible to overlook these negative aspects it accompanies.

Despite its negative aspects, they benefit us in various areas of our daily life too. As an example, visually impaired people often face struggles in restaurants, streets, and products that they use. With the help of the built-in AI voice assistant in these glasses, they can hear the menu through text-to-speech, get visual description of how the street is laid out, andknow the contents of the products they use. This way, they can be more independent without the need of a companion with them. In a similar way, elders start to have a harder time reading as they grow older. Once again, the glasses help them through collecting data from the camera and make daily life much more comfortable.

As an answer to the backlash faced due to privacy reasons, they claim that the flash that is turned on during recording cannot be covered up, therefore assuming that they see no issues regarding it. Many people worldwide still face harassment of privacy from these “obvious” cameras and complain about their videos taken without consent. Many establishments have started taking measures about banning smart glasses to avoid issues. While these are very crucial steps for future references, they are still insufficient and many people want legal requirements taken in preventing the issue.

The current state of technology we reached is truly fascinating. The invention of these glasses were very beneficial for many and plenty of people use these smart glasses in their daily lives. We cannot overlook the positive aspects but it is crucial to work towards reducing its negative effects. Measures have started to be taken all around the world, yet they are still not enough. It is important to inform people about this issue and be aware of their usage. Technology should be used towards going forward, not backwards.

Read in Turkish

Meta’nın Akıllı Gözlükleri: Ne Kadar Güvendeyiz?

Son birkaç senede teknoloji adına resmen çağ atladık. Bir odanın tamamını dolduran bilgisayarlardan, cebinize sığan akıllı telefonlara kadar insanoğlu teknoloji alanında birçok yenilik getirdi.

“Yenilik” kavramının tanımı da gereği “yetersiz kalan şeylerin yararlı ve modern olanlarla değiştirilmesi” adına hiçbir zaman elimizdekiyle yeltenmek ve her seferinde daha iyisini sunmaya çalıştık. Seneler önce internetin küçük bir kenarında başlayan akıllı gözlük fikri, bugün günümüzde Meta’nın ürettiği akıllı gözlüklerle somut hale ulaştı. Sosyal medyada birçok kez bunlarla karşılaştık ve kullanım alanlarını gördük. Peki, bu gözlükler hakkında gerçekten ne kadar biliyoruz?

“Akıllı gözlük” fikrinin doğuşu aslında 1930’lu yıllarda başlıyor. Bir hikayeden yola çıkan bu icadın ilk adımları 1960’larda atılıyor. Alanda öncü olanlardan biri olan Ivan E. Sutherland, “kafaya takılan üç boyutlu gösterge” olarak adlandırdığı projesi ile alanda önemli bir devrim yapıyor. 1990’larda başlayan sanal gerçeklik gözlükleri ile fikir en modern haline ulaşıyor ve günümüzdeki akıllı gözlükler ile güncel halini buluyor.

En yaygın bilinen Meta’nın akıllı gözlükleri olmasına rağmen Meta’dan önce birçok şirket de kendi akıllı gözlüklerini yapmaya çalıştı. 2013’de Google, kendi yaptıkları Google Glass’lerin prototiplerini ilk kez Amerika’da satışa çıkardı. Gözlük, göz önüne yansıtılan bir ekran ve sesli komutlarla internete erişim gibi temel özellikleri barındırıyordu. Ancak bulundurduğu kamera dolayısıyla gizlilik haklarını ihlal ettiği için eleştirildi ve Google, gözlüğü yayınlanmasından kısa süre sonra satıştan kaldırdı.

Aslında baktığımız zaman, günümüzdeki mevcut gözlüklerde de aynı sorun yok mu? Gelişen akıllı gözlükler her geçen gün daha çok hayatımızda yer almaya başlıyorlar ve çoğu zaman farkında bile değiliz. Sosyal medyada sürekli bu gözlüklerle yapılmış içerikler önümüze düşüyor. Bu gözlükler ile kayda alınmış insanlar kayıt altında olduklarının farkında mı? Alınan kayıt kendi rızaları çerçevesinde mi? Gözlüklerin teknolojide devrim yarattığı kaçınılmaz ancak beraberinde getirdiği ciddi sorunlar da göz ardı edilemez.

Sürekli olumsuz yönlerini duyuyoruz ama özellikle günlük hayatımızda da birçok alanda onlardan yararlanabiliyoruz. Örneğin kör bireyler günlük hayatta restoranlarda, sokaklarda, kullandıkları ürünleri anlamakta zorlanabiliyorlar. Bu gözlüklerin içerisine yerleştirilmiş sesli komutla çalışan yapay zeka asistanıyla yazıyı konuşmaya çevirerek menüyü sesli dinleyebiliyorlar, sokağın detaylı betimlemesini anlayabiliyorlar ve ürünlerin içeriğinden haberdar olabiliyorlar. Bu sayede yanlarında ikinci bir bireye ihtiyaç duymadan daha bağımsız hareket edebiliyorlar.

Benzer bir biçimde yaş ilerledikçe insanlar etraflarındaki çeşitli şeyleri görmekte zorlanmaya başlıyorlar ve bu konuda yardıma ihtiyaç duyuyorlar. Gözlükler de aynı şekilde kameradan eriştikleri görüntüler aracılığıyla insanlara yardımcı oluyor ve günlük yaşamı daha konforlu hale getiriyor.

Gözlüklerin getirdiği güvenlik sorunlarının bir çözümü olarak Meta, gözlüklerin kayıt ederken önünü kapatamayacakları bir flaş yaktıklarını, bu sayede bu sorunu çözdüklerini iddia ediyorlar. Dünyanın her yerinden insanlar hala bu “bariz” kameralar aracılığıyla gizliliğin ihlaline maruz kalıyorlar ve istenmeyen görüntülerinin çekilmesini eleştiriyorlar. Birçok işletme ve kuruluş akıllı gözlüklerin yasaklanması konusunda çalışmalara başlamış durumda. Ancak bu atılan küçük adımlar ileriki aşamalar için önemli gelişmeler olsa da hala yetersiz görülmekte ve bu konudaki yasal yükümlülüklerin artırılması savunulmakta.

Teknolojide bu denli gelişmişliğe ulaşmış olmamız inanılmaz. Akıllı gözlüklerin her gün bir sürü insana çok büyük yardımı dokunuyor. İyi yanlarını göz ardı edemeyiz ama kötüye kullanımını engellememiz de önemli. Evrensel olarak bu konuda atılımlar yapılmaya başlandı ancak hala daha yetersiz görülüyor. Gözlüklerle ilgili bireylerin ve kurumların bilinçlendirilmesi şart. Teknolojiyi insanlığı geliştirmek için kullanmalıyız, sonunu getirmek için değil.

Engineering and Technology Developments: A Groundbreaking Cooling Method

With the alarming rise of climate change, cooling systems have become increasingly important in modern society.

However, the energy-intensive vapor compression cooling systems we rely on in our daily lives are contributing to the greenhouse effect and escalating global warming. According to the Carbon Trust, about 4% to over 7% of global greenhouse gas emissions are driven by cooling systems. United Nations Environment Programme states that cooling demand is growing twice as fast as general building energy demand, and overall cooling demand is projected to triple by 2050. Without changes, business- as-usual scenarios estimate cooling will generate up to 7.2 billion tons of CO₂ equivalent per year by 2050.

To offer an alternative to the hardships caused by modern heating systems, a research team from the Hong Kong University of Science and Technology (HKUST) has disclosed the world's first zero-degradation elastocaloric cooling device.

While maintaining its performance through over 1 million work cycles and offering environment-friendly cooling solutions, the device functions with a dependable solid-state refrigerant resistant to degradation.

Although elastocaloric cooling—based on the stress-induced transformation of shape memory alloys (SMAs)—reduces lifecycle carbon emissions by 40% to 65% compared to conventional vapor-compression systems, it is a technology difficult to implement under normal conditions due to performance degradation and low reliability.To overcome these challenges, the team combined advanced SMA materials—utilizing a degradation-resistant TiNiCuCo alloy instead of traditional nickel-titanium SMA—with device-level design and engineering, while also successfully addressing critical issues regarding the material's functional fatigue and structural reliability.

According to techxplore.com, the corresponding author of the paper, Sun, stated, "While significant progress has been made in cooling performance over the past decade, long-term cooling stability is crucial for practical deployment. By integrating advanced shape-memory alloy materials with innovative device engineering, we have tackled this key challenge. "This breakthrough in cooling stability, achieved at both the material and device levels, brings the technology one step closer to real-world applications beyond laboratory demonstrations. We are currently developing an air conditioner based on this technology. Moving forward, we aim to further enhance energy efficiency, power density and cost competitiveness of elastocaloric refrigeration systems to accelerate their market adoption as a sustainable cooling solution."

Leakage accounts for 20% to 30% of the carbon footprint of traditional vapor-compression systems. However, while systems like this eliminate the risk of leakage, the materials used also allow for a much higher recycling rate (90%) compared to chemical cooling systems. Offering an eco-friendly and efficient alternative, this invention has the potential to revolutionize the world of engineering and technology.

Read in Turkish

Mühendislik ve Teknoloji Gelişmeleri: Çığır Açıcı Bir Soğutma Yöntemi

İklim değişikliğinin etkisiyle birlikte soğutucu teknolojiler modern hayatta giderek daha önemli bir hale gelmekte. Ancak günlük hayatta sıklıkla ihtiyaç duyduğumuz geleneksel buhar sıkıştırmalı soğutucu sistemler, enerjik olarak yoğun olmakla beraber sera etkisini şiddetlendirerek küresel ısınmanın ilerlemesine katkıda bulunmakta. Carbon Trust'a göre global sera gazı emisyonlarının yaklaşık %4 ila %7'si soğutma sistemlerinden kaynaklanıyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı toplam soğutma talebinin 2050 yılına kadar üç katına çıkmasını öngörüyor. Herhangi bir değişiklik yapılmaması durumunda, mevcut gidişat senaryolarına göre soğutma işlemlerinin 2050 yılına kadar yılda 7,2 milyar tona kadar CO₂ eşdeğeri emisyona yol açması mümkün. Modern soğutma sistemlerinin sunduğu zorluklara bir alternatif olarak Hong Kong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi'nden (HKUST) bir araştırma ekibi, dünyanın ilk performans kaybı yaşanmayan (sıfır bozulma) elastokalorik soğutma cihazını tanıttı. Cihaz, 1 milyonun üzerinde çalışma döngüsü boyunca istikrarlı performansını koruyarak dayanıklı ve çevre dostu bir soğutma çözümü sunmakla beraber, yorulmaya karşı dirençli katı hal bir soğutucu malzeme ile çalışıyor.

Şekil hafızalı alaşımların (ŞHA'lar) gerilme kaynaklı bozunumuna dayanan elastokalorik soğutma, geleneksel buhar sıkıştırmalı sistemlere kıyasla toplam kullanım ömrü karbon emisyonlarını %40 ila %65 oranında azaltmasına rağmen performans düşüşü ve düşük güvenilirlik sebebiyle normal koşullarda hayata geçirmesi zor bir teknoloji. Bu zorlukların altından kalkmak için Ekip, geleneksel nikel-titanyum ŞHA yerine bozunmaya dayanıklı TiNiCuCo alaşımını kullanarak gelişmiş ŞHA malzemelerini cihaz düzeyinde tasarım ve mühendislik ile birleştirdi; ayrıca malzemenin işlevsel yorulması ve yapısal güvenilirlik ile ilgili kritik sorunları başarıyla ele aldı.

Makalenin sorumlu yazarı Sun şunları söyledi: "Son on yılda soğutma performansında önemli ilerlemeler kaydedilmiş olsa da, pratik kullanım açısından uzun vadeli soğutma kararlılığı hayati önem taşımaktadır. Gelişmiş şekil hafızalı alaşım malzemelerini yenilikçi cihaz mühendisliğiyle birleştirerek bu temel zorluğun üstesinden geldik." "Hem malzeme hem de cihaz düzeyinde elde edilen bu soğutma kararlılığı atılımı, teknolojiyi laboratuvar gösterimlerinin ötesine taşıyarak gerçek dünya uygulamalarına bir adım daha yaklaştırıyor. Şu anda bu teknolojiye dayalı bir klima geliştiriyoruz. İlerleyen süreçte, sürdürülebilir bir soğutma çözümü olarak pazarda benimsenmelerini hızlandırmak amacıyla, elastokalorik soğutma sistemlerinin enerji verimliliğini, güç yoğunluğunu ve maliyet rekabetçiliğini daha da artırmayı hedefliyoruz."

Geleneksel buhar sıkıştırmalı sistemlerin karbon ayak izinin %20 ila %30'u sızıntı kaynaklı. Fakat bunun gibi sistemler sızıntı riskini ortadan kaldırmakla birlikte kullanılan materyal dolayısıyla kimyasal soğutma sistemlerine kıyasla çok daha büyük bir geri dönüşüm oranına sahip (%90). Çevre dostu ve verimli bir alternatif sunan bu buluş mühendislik ve teknoloji dünyasında çığır açacak potansiyele sahip.

Are AI Models As Good At Recognizing Objects As Humans?

In the age of technoolgy, artificial intelligence has gradually made its way into multiple areas of life with abilities that are often on a par with or surpass those of people. On the contrary, a study published in the journal iScience finds that AI-powered machines have trouble recognizing objects from their overall shapes when aspects of an image are distorted. The findings offer a new way to evaluate and compare computer vision with that of people.

Every day, we effortlessly recognize people we know in a crowd or identify familiar shapes even if they are partly hidden. Our brains piece together fragments into whole objects, filling in the blanks to make sense of an often chaotic world. This ability is called "contour integration" and is something even the smartest AI systems still find difficult to do. Despite the remarkable achievements of artificial intelligence in image recognition, AI models still struggle to generalize from incomplete or broken visual information. When objects are partly hidden, erased, or broken into fragments, most AI models falter, misclassify, or give up. This can be a serious problem in real life, given our increasing reliance on AI for real-world applications such as self-driving cars, prosthetics, and robotics, giving us second thoughts about safety and accuracy.

The EPFL NeuroAI Lab, led by Martin Schrimpf, set out to systematically compare how people and AI handle visual puzzles. Ben Lönnqvist, an EDNE graduate student and lead author of the study, collaborated with Michael Herzog's Laboratory of Psychophysics to develop a series of recognition tests where both humans and more than 1,000 Artificial Neural Networks had to identify objects with missing or fragmented outlines. Their results show that when it comes to contour integration, humans consistently outperform AI, and why. The team set up a lab-based object recognition test with 50 volunteers. The participants viewed images of everyday items such as cups, hats, pans, etc., whose outlines were systematically erased or broken up into segments. Sometimes, only 35% of an object's contours remained visible. In parallel, the team gave the same task to more than 1,000 AI models, including some of the most powerful systems available. The experiment covered 20 different conditions, varying the type and amount of visual information. The team compared performance across these conditions, measuring accuracy and analyzing how both humans and machines responded to increasingly difficult visual puzzles. Humans performed exceptionally well, often scoring 50% accuracy even when most of an object's outline was missing. AI models, by contrast, tended to collapse to making random guesses under the same circumstances. Only models trained on billions of images came close to human-like performance—and even then they had to be specifically adapted to the study's images.

Digging deeper, the researchers found that humans show a natural preference for recognizing objects when fragmented parts point in the same direction, which the team referred to as "integration bias." AI models that were trained to develop a similar bias performed better when challenged with image distortions. Training AI systems specifically designed for integrating contours boosted their accuracy and also made them focus more on an object's shape, rather than surface texture.

These results suggest that contour integration is not a hardwired trait but instead, it can be learned from experience. For industries that rely on computer vision, such as self-driving cars or medical imagining, building AI that sees the world more like we do could mean safer, more reliable technology. The work also shows that the best way to close the gap isn't by tinkering with AI architecture, but by giving machines a more "human-like" visual diet, including multiple real-world images where objects are often partly hidden.

References: techxplore.com, iScience, actu.epfl.ch

Read in Turkish

Yapay Zeka Modelleri Nesneleri Tanımada İnsanlar Kadar İyi Mi?

Teknoloji çağında yapay zeka; genellikle insanların yetenekleriyle boy ölçüşen veya onları geride bırakan kabiliyetleriyle, hayatın birçok alanına yavaş yavaş entegre olmaya başladı. Bunun aksine, iScience dergisinde yayımlanan bir araştırma, yapay zeka destekli makinelerin bir görüntünün bazı unsurları bozulduğunda nesneleri genel şekillerinden tanımakta zorlandığını ortaya koyuyor. Bu bulgular, bilgisayar görüşünü insanlarınkiyle değerlendirmek ve karşılaştırmak için yeni bir yol sunuyor.

Günlük hayatımızda, kalabalık bir gruptaki tanıdığımız insanları zahmetsizce fark ederiz veya kısmen gizlenmiş olsalar bile tanıdık şekilleri algılayabiliriz. Beynimiz, genellikle kaotik bir dünyayı anlamlandırmak için parçaları bütün nesneler halinde birleştirir ve eksik kısımları kendiliğinden tamamlar. "Kontür entegrasyonu" adı verilen bu özellik, en akıllı yapay zeka sistemlerinin bile hala yaparken zorlandığı bir şeydir. Yapay zekanın görüntü tanıma alanındaki dikkat çekici başarılarına rağmen, yapay zeka modelleri hâlâ eksik veya parçalanmış görsel bilgilerden genelleme yapmakta güçlük çekmektedir. Nesneler kısmen gizlendiğinde, silindiğinde veya parçalara ayrıldığında çoğu yapay zeka modeli bocalıyor, yanlış sınıflandırma yapıyor veya pes ediyor. Otonom araçlar, protezler ve robotik gibi gerçek dünya uygulamalarında yapay zekaya olan güvenimizin arttığı göz önüne alındığında, bu durum güvenlik ve doğruluk konusunda bizi şüpheye düşürerek gerçek hayatta ciddi bir sorun teşkil edebilir.

Martin Schrimpf liderliğindeki EPFL NeuroAI Laboratuvarı, insanların ve yapay zekanın görsel bulmacalarla nasıl başa çıktığını sistematik olarak karşılaştırmak yola çıktı. Bir EDNE yüksek lisans öğrencisi ve çalışmanın baş yazarı olan Ben Lönnqvist, hem insanların hem de 1.000'den fazla Yapay Sinir Ağının eksik veya parçalanmış dış hatlara sahip nesneleri tanımlamak zorunda kaldığı bir dizi tanıma testi geliştirmek için Michael Herzog'un Psikofizik Laboratuvarı ile iş birliği yaptı. Sonuçları, kontur entegrasyonu söz konusu olduğunda insanların yapay zekayı tutarlı bir şekilde geride bıraktığını ve bunun nedenini gösteriyor. Ekip, 50 gönüllünün katılımıyla laboratuvar ortamında bir nesne tanıma testi ayarladı. Katılımcılar; dış hatları sistematik olarak silinmiş veya parçalara ayrılmış fincan, şapka, tava gibi günlük eşyaların resimlerini incelediler. Bazen bir nesnenin konturlarından yalnızca %35'i görünür durumda kalıyordu. Buna paralel olarak ekip, aynı görevi mevcut en güçlü sistemlerden bazıları dahil olmak üzere 1.000'den fazla yapay zeka modeline verdi. Deney, görsel bilginin türünü ve miktarını değiştirerek 20 farklı koşulu kapsadı. Ekip, performansları bu koşullar altında karşılaştırdı; doğruluğu ölçtü ve hem insanların hem de makinelerin giderek zorlaşan görsel bulmacalara nasıl tepki verdiğini analiz etti. İnsanlar olağanüstü derecede iyi bir performans sergiledi, hatta bir nesnenin dış hatlarının çoğunun eksik olduğu durumlarda bile genellikle %50 doğruluk oranına ulaştı. Buna karşılık yapay zeka modelleri, aynı koşullar altında rastgele tahminlerde bulunma eğilimi gösterdi. Yalnızca milyarlarca görüntüyle eğitilmiş modeller insan benzeri performansa yaklaşabildi —ve bu durumda bile çalışmanın görüntüleri için özel olarak uyarlanmaları gerekiyordu.

Daha derine inen araştırmacılar, insanların parçalanmış kısımlar aynı yöne işaret ettiğinde nesneleri tanımaya karşı doğal bir eğilim gösterdiğini buldu; ekip bunu "entegrasyon yanlılığı (eğilimi)" olarak adlandırdı. Benzer bir eğilim geliştirmek üzere eğitilmiş yapay zeka modelleri, görüntü bozulmalarıyla meydan okunduğunda daha iyi performans gösterdi. Konturları entegre etmek için özel olarak tasarlanmış yapay zeka sistemlerinin eğitilmesi, onların doğruluğunu artırdı ve aynı zamanda yüzey dokusundan ziyade bir nesnenin şekline daha fazla odaklanmalarını sağladı.

Bu sonuçlar, kontur entegrasyonunun doğuştan gelen bir özellik olmadığını, bunun yerine deneyim yoluyla öğrenilebileceğini düşündürmektedir. Otonom araçlar veya tıbbi görüntüleme gibi bilgisayar görüşüne güvenen endüstriler için dünyayı insanlarla daha benzer şekilde gören bir yapay zeka inşa etmek, daha güvenli bir teknoloji anlamına gelebilir. Çalışma aynı zamanda aradaki farkı kapatmanın en iyi yolunun yapay zeka mimarisiyle oynamak değil, makinelere nesnelerin genellikle kısmen gizlendiği çok sayıda gerçek dünya görüntüsü de dahil olmak üzere daha "insan benzeri" bir görsel beslenme sunmak olduğunu gösteriyor.

Kaynakça: techxplore.com, iScience, actu.epfl.ch